Ayten Yılmaz
Köşe Yazarı
Ayten Yılmaz
 

KOLTUK SİZİN DEĞİL, MİLLETİN EMANETİDİR!

Bir gün o koltuklardan kalkacaksınız. Peki, geride nasıl bir insan ve nasıl bir yönetici olarak anılacaksınız?   Bugün kalemimi yalnızca bir belediye başkanına, bir milletvekiline ya da belirli bir yöneticiye değil; devletin ve milletin emanetiyle görev yapan bütün makam sahiplerine seslenmek için elime alıyorum. Çünkü bu mesele bir kişinin, bir partinin ya da bir belediyenin meselesi değildir. Bu mesele; vicdanın, adaletin, insanlığın ve vatandaşına karşı sorumluluk taşımanın meselesidir. Sormak istiyorum: Oturduğunuz koltuğun ne anlama geldiğinin gerçekten farkında mısınız? O koltuklar size ömür boyu sahip olmanız için verilmedi. O makamlar, kişisel çıkarlarınızı büyütmeniz, çevrenizi zenginleştirmeniz, yalnızca yakınlarınızı görmeniz ya da kendinizi diğer insanlardan üstün hissetmeniz için de emanet edilmedi. Vatandaş sizi kendisine hizmet etmeniz için seçti. Bir vatandaş kapınızı çalıyorsa belki son umudu sizsinizdir. Bir anne evladının geleceği için sizden destek bekliyorsa belki çalacak başka kapısı kalmamıştır. Bir aile geçim derdiyle mücadele ediyorsa, bir vatandaş yıllardır çözülemeyen sorunuyla karşınıza çıkıyorsa, ondan yalnızca bir dilekçe ya da bir talep olarak mı söz edeceksiniz? Yoksa karşınızdaki insanın yaşadığı sıkıntıyı anlamaya mı çalışacaksınız? İşte yöneticilik tam da burada başlar. İnsan, kendisine ihtiyaç duyulduğunda belli olur. Makamın gerçek değeri, o makamda oturan kişinin insanlara nasıl davrandığıyla ölçülür. Ne yazık ki bazen bir makama gelene kadar vatandaşın elini sımsıkı tutanların, o makama geldikten sonra aynı vatandaşın sesini duymakta zorlandığına tanık oluyoruz. Seçim zamanı kapı kapı dolaşanlar, vatandaşın gönlünü kazanmaya çalışanlar, görev başladıktan sonra kendilerine ulaşmaya çalışan insanları unutabiliyor. Peki, neden? Vatandaşın değeri yalnızca oy kullanacağı güne kadar mı sürüyor? Bir insanın kapınızı çalması, sizden bir konuda yardım istemesi onu küçültmez. Tam tersine, size duyduğu güveni gösterir. O güveni korumak ise sizin sorumluluğunuzdur. Kimse sizden her sorunu bir günde çözmenizi beklemiyor. Ancak vatandaş en azından dinlenmek, ciddiye alınmak ve kendisine dürüstçe bir cevap verilmesini istiyor. Bazen bir telefon, bazen samimi bir açıklama, bazen de doğru bir yönlendirme insanın yüreğine su serper. Çünkü vatandaş yalnızca çözüm değil, kendisine değer verildiğini de hissetmek ister. YANDAŞLIK DEĞİL, ADALET! Buradan bütün makam sahiplerine bir kez daha sesleniyorum: Bir makama geldiğinizde yalnızca sizi destekleyenlerin değil, size oy vermeyenlerin de yöneticisi olduğunuzu unutmayın. Kamu görevi, kişisel yakınlıklara göre değil; hukuk, eşitlik, liyakat ve kamu yararı esaslarına göre yürütülmelidir. Vatandaşlar arasında ayrım yapmak, birilerini öne çıkarırken diğerlerini görmezden gelmek, toplumun yöneticilerine duyduğu güveni zedeler. Çevrenizde yalnızca sizi alkışlayan insanları görmek isteyebilirsiniz. Ancak gerçekleri söyleyen, yanlışlarınızı dile getiren, eksiklerinizi hatırlatan insanlara da kulak vermelisiniz. Çünkü eleştiri düşmanlık değildir. Her alkış destek anlamına gelmediği gibi her eleştiri de kötülük anlamına gelmez. Bazen sizi en çok rahatsız eden söz, üzerinde en çok düşünmeniz gereken sözdür. SULTAN SÜLEYMAN'A KALMAYAN DÜNYA, SİZE Mİ KALACAK? İnsan bazen makamın gücüne kapılıp her şeyin sonsuza kadar böyle devam edeceğini düşünebilir. Etrafındaki kalabalığı, kendisine gösterilen ilgiyi ve sahip olduğu imkânları kalıcı sanabilir. Oysa hayatın değişmez bir gerçeği vardır: Hiçbir makam sonsuza kadar sürmez. Bugün sizin için açılan kapılar yarın kapanabilir. Bugün sizi karşılamak için sıraya girenler, yarın yanınızda olmayabilir. Bugün adınızın önüne yazılan unvanlar bir gün geride kalabilir. Peki, o gün elinizde ne kalacak? İnsanların size duyduğu saygı mı, yoksa içinizde taşıdığınız makamın hatırası mı? Arkanızdan söylenen güzel sözler mi, yoksa unutulmak mı? Sultan Süleyman'a bile kalmayan bu dünya kimseye kalmayacak. Öyleyse insan neden kendisini herkesten üstün görsün? Neden kendisine güvenen insanları görmezden gelsin? Neden bir gün sona erecek makamı, ömür boyu sürecek bir ayrıcalık gibi görsün? Unutmayın; koltukta oturmak kolaydır, o koltuğun hakkını vermek zordur. VATANDAŞIN SESİNİ DUYUN! Ben bir gazeteci olarak vatandaşın yaşadığı sorunları, beklentilerini ve sesini duyurmayı kendime sorumluluk biliyorum. Çünkü gazetecilik yalnızca yapılan hizmetleri anlatmak değil, yapılması gerekenleri de dile getirmektir. Bir vatandaşın sesi duyulmuyorsa, bir sorun sürekli erteleniyorsa, insanlar kendilerini anlatabilmek için tekrar tekrar kapı çalmak zorunda kalıyorsa burada durup düşünmek gerekir. Hiç kimse makam sahiplerinden mucize beklemiyor. Beklenen şey; samimiyet, adalet, ulaşılabilirlik ve sorumluluk bilincidir. Vatandaşın karşısına yalnızca törenlerde değil, zor günlerinde de çıkabilmektir. Güzel sözler söylemek kadar verilen sözleri tutabilmektir. İnsanların yüzüne bakarken başka, arkalarını döndüklerinde başka davranmamaktır. Çünkü güven, sözle kazanılmaz; davranışlarla inşa edilir. Bir yöneticinin gerçek başarısı, çevresindeki insanların sayısıyla değil, hizmet ettiği insanların hayatında bıraktığı olumlu izlerle anlaşılır. SON SÖZÜM BÜTÜN MAKAM SAHİPLERİNE… Bugün hangi koltukta oturuyor olursanız olun, kendinize şu soruyu sorun: “Ben bu makama kendim için mi geldim, yoksa bana güvenen insanlara hizmet etmek için mi?” Bu soruya vicdanınızla cevap verin. Unutmayın, vatandaşın karşısına geçip konuşmak kolaydır; vatandaşın derdini gerçekten anlamak ise yürek ister. İnsanları makamınızla susturmayın, davranışlarınızla güven kazanın. Kendinizi ulaşılamaz hâle getirmeyin, vatandaşın ulaşabileceği bir yönetici olun. Etrafınızdaki insanların sizi övmesine değil, yaptığınız işlerin doğruluğuna önem verin. Çünkü bir gün o koltuktan kalkacaksınız. İşte o gün ne makamınız sizinle gelecek ne de unvanınız sizi insan olarak büyütecek. Geriye yalnızca yaptıklarınız, yapmadıklarınız ve insanların hafızasında bıraktığınız izler kalacak. Makamlar emanettir. Yetki sorumluluktur. Vatandaşın güveni ise kolay kazanılmayan, kaybedildiğinde yeniden kazanılması zor olan büyük bir değerdir. Bu yazıyı herhangi bir kişiyi hedef almak için değil, bütün makam sahiplerine bir vicdan çağrısı yapmak için kaleme alıyorum. Dilerim bu sözler, makam sahibi olan herkesin yüreğine ulaşır. Dilerim hiçbir vatandaş kendisini çaresiz, değersiz ya da duyulmamış hissetmez. Çünkü bu ülke hepimizin. Ve unutmayalım: Milletin emanetiyle yükselenler, millete hizmet ederek hatırlanmalıdır. Saygılarımla… Gazeteci Ayten Yılmaz
Ekleme Tarihi: 14 Ekim 2026 -Çarşamba
Ayten Yılmaz

KOLTUK SİZİN DEĞİL, MİLLETİN EMANETİDİR!

Bir gün o koltuklardan kalkacaksınız. Peki, geride nasıl bir insan ve nasıl bir yönetici olarak anılacaksınız?
 

Bugün kalemimi yalnızca bir belediye başkanına, bir milletvekiline ya da belirli bir yöneticiye değil; devletin ve milletin emanetiyle görev yapan bütün makam sahiplerine seslenmek için elime alıyorum.

Çünkü bu mesele bir kişinin, bir partinin ya da bir belediyenin meselesi değildir. Bu mesele; vicdanın, adaletin, insanlığın ve vatandaşına karşı sorumluluk taşımanın meselesidir.

Sormak istiyorum:

Oturduğunuz koltuğun ne anlama geldiğinin gerçekten farkında mısınız?

O koltuklar size ömür boyu sahip olmanız için verilmedi. O makamlar, kişisel çıkarlarınızı büyütmeniz, çevrenizi zenginleştirmeniz, yalnızca yakınlarınızı görmeniz ya da kendinizi diğer insanlardan üstün hissetmeniz için de emanet edilmedi.

Vatandaş sizi kendisine hizmet etmeniz için seçti.

Bir vatandaş kapınızı çalıyorsa belki son umudu sizsinizdir. Bir anne evladının geleceği için sizden destek bekliyorsa belki çalacak başka kapısı kalmamıştır. Bir aile geçim derdiyle mücadele ediyorsa, bir vatandaş yıllardır çözülemeyen sorunuyla karşınıza çıkıyorsa, ondan yalnızca bir dilekçe ya da bir talep olarak mı söz edeceksiniz?

Yoksa karşınızdaki insanın yaşadığı sıkıntıyı anlamaya mı çalışacaksınız?

İşte yöneticilik tam da burada başlar.

İnsan, kendisine ihtiyaç duyulduğunda belli olur. Makamın gerçek değeri, o makamda oturan kişinin insanlara nasıl davrandığıyla ölçülür.

Ne yazık ki bazen bir makama gelene kadar vatandaşın elini sımsıkı tutanların, o makama geldikten sonra aynı vatandaşın sesini duymakta zorlandığına tanık oluyoruz. Seçim zamanı kapı kapı dolaşanlar, vatandaşın gönlünü kazanmaya çalışanlar, görev başladıktan sonra kendilerine ulaşmaya çalışan insanları unutabiliyor.

Peki, neden?

Vatandaşın değeri yalnızca oy kullanacağı güne kadar mı sürüyor?

Bir insanın kapınızı çalması, sizden bir konuda yardım istemesi onu küçültmez. Tam tersine, size duyduğu güveni gösterir. O güveni korumak ise sizin sorumluluğunuzdur.

Kimse sizden her sorunu bir günde çözmenizi beklemiyor. Ancak vatandaş en azından dinlenmek, ciddiye alınmak ve kendisine dürüstçe bir cevap verilmesini istiyor.

Bazen bir telefon, bazen samimi bir açıklama, bazen de doğru bir yönlendirme insanın yüreğine su serper. Çünkü vatandaş yalnızca çözüm değil, kendisine değer verildiğini de hissetmek ister.

YANDAŞLIK DEĞİL, ADALET!

Buradan bütün makam sahiplerine bir kez daha sesleniyorum:

Bir makama geldiğinizde yalnızca sizi destekleyenlerin değil, size oy vermeyenlerin de yöneticisi olduğunuzu unutmayın.

Kamu görevi, kişisel yakınlıklara göre değil; hukuk, eşitlik, liyakat ve kamu yararı esaslarına göre yürütülmelidir. Vatandaşlar arasında ayrım yapmak, birilerini öne çıkarırken diğerlerini görmezden gelmek, toplumun yöneticilerine duyduğu güveni zedeler.

Çevrenizde yalnızca sizi alkışlayan insanları görmek isteyebilirsiniz. Ancak gerçekleri söyleyen, yanlışlarınızı dile getiren, eksiklerinizi hatırlatan insanlara da kulak vermelisiniz.

Çünkü eleştiri düşmanlık değildir. Her alkış destek anlamına gelmediği gibi her eleştiri de kötülük anlamına gelmez.

Bazen sizi en çok rahatsız eden söz, üzerinde en çok düşünmeniz gereken sözdür.

SULTAN SÜLEYMAN'A KALMAYAN DÜNYA, SİZE Mİ KALACAK?

İnsan bazen makamın gücüne kapılıp her şeyin sonsuza kadar böyle devam edeceğini düşünebilir. Etrafındaki kalabalığı, kendisine gösterilen ilgiyi ve sahip olduğu imkânları kalıcı sanabilir.

Oysa hayatın değişmez bir gerçeği vardır: Hiçbir makam sonsuza kadar sürmez.

Bugün sizin için açılan kapılar yarın kapanabilir. Bugün sizi karşılamak için sıraya girenler, yarın yanınızda olmayabilir. Bugün adınızın önüne yazılan unvanlar bir gün geride kalabilir.

Peki, o gün elinizde ne kalacak?

İnsanların size duyduğu saygı mı, yoksa içinizde taşıdığınız makamın hatırası mı?

Arkanızdan söylenen güzel sözler mi, yoksa unutulmak mı?

Sultan Süleyman'a bile kalmayan bu dünya kimseye kalmayacak. Öyleyse insan neden kendisini herkesten üstün görsün? Neden kendisine güvenen insanları görmezden gelsin? Neden bir gün sona erecek makamı, ömür boyu sürecek bir ayrıcalık gibi görsün?

Unutmayın; koltukta oturmak kolaydır, o koltuğun hakkını vermek zordur.

VATANDAŞIN SESİNİ DUYUN!

Ben bir gazeteci olarak vatandaşın yaşadığı sorunları, beklentilerini ve sesini duyurmayı kendime sorumluluk biliyorum. Çünkü gazetecilik yalnızca yapılan hizmetleri anlatmak değil, yapılması gerekenleri de dile getirmektir.

Bir vatandaşın sesi duyulmuyorsa, bir sorun sürekli erteleniyorsa, insanlar kendilerini anlatabilmek için tekrar tekrar kapı çalmak zorunda kalıyorsa burada durup düşünmek gerekir.

Hiç kimse makam sahiplerinden mucize beklemiyor. Beklenen şey; samimiyet, adalet, ulaşılabilirlik ve sorumluluk bilincidir.

Vatandaşın karşısına yalnızca törenlerde değil, zor günlerinde de çıkabilmektir. Güzel sözler söylemek kadar verilen sözleri tutabilmektir. İnsanların yüzüne bakarken başka, arkalarını döndüklerinde başka davranmamaktır.

Çünkü güven, sözle kazanılmaz; davranışlarla inşa edilir.

Bir yöneticinin gerçek başarısı, çevresindeki insanların sayısıyla değil, hizmet ettiği insanların hayatında bıraktığı olumlu izlerle anlaşılır.

SON SÖZÜM BÜTÜN MAKAM SAHİPLERİNE…

Bugün hangi koltukta oturuyor olursanız olun, kendinize şu soruyu sorun:

“Ben bu makama kendim için mi geldim, yoksa bana güvenen insanlara hizmet etmek için mi?”

Bu soruya vicdanınızla cevap verin.

Unutmayın, vatandaşın karşısına geçip konuşmak kolaydır; vatandaşın derdini gerçekten anlamak ise yürek ister.

İnsanları makamınızla susturmayın, davranışlarınızla güven kazanın. Kendinizi ulaşılamaz hâle getirmeyin, vatandaşın ulaşabileceği bir yönetici olun. Etrafınızdaki insanların sizi övmesine değil, yaptığınız işlerin doğruluğuna önem verin.

Çünkü bir gün o koltuktan kalkacaksınız.

İşte o gün ne makamınız sizinle gelecek ne de unvanınız sizi insan olarak büyütecek. Geriye yalnızca yaptıklarınız, yapmadıklarınız ve insanların hafızasında bıraktığınız izler kalacak.

Makamlar emanettir. Yetki sorumluluktur. Vatandaşın güveni ise kolay kazanılmayan, kaybedildiğinde yeniden kazanılması zor olan büyük bir değerdir.

Bu yazıyı herhangi bir kişiyi hedef almak için değil, bütün makam sahiplerine bir vicdan çağrısı yapmak için kaleme alıyorum.

Dilerim bu sözler, makam sahibi olan herkesin yüreğine ulaşır. Dilerim hiçbir vatandaş kendisini çaresiz, değersiz ya da duyulmamış hissetmez.

Çünkü bu ülke hepimizin.

Ve unutmayalım:

Milletin emanetiyle yükselenler, millete hizmet ederek hatırlanmalıdır.

Saygılarımla…

Gazeteci Ayten Yılmaz

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve havadisal.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.