Ayten Yılmaz
Köşe Yazarı
Ayten Yılmaz
 

SESSİZ CANLARIN ÇIĞLIĞINI DUYUYOR MUSUNUZ?

  Bir insanın gerçek yüzü, kendini savunamayana nasıl davrandığında ortaya çıkar. Bir gazeteci olarak uzun zamandır zihnimi kurcalayan bir soru var: Biz ne zaman merhametimizi sadece insana göstermeye başladık? Bir sokak köşesinde elini açmış bir insan gördüğümüzde cebimizdeki son parayı paylaşabiliyoruz. Ağlayan bir çocuğun gözyaşı yüreğimizi sızlatıyor. Aç bir insan gördüğümüzde soframızdan bir tabak eksiltmeyi vicdan borcu sayıyoruz. Peki ya sokağın köşesinde titreyen o köpek? Çöplerin arasında yiyecek arayan o kedi? Bir duvar dibine terk edilmiş, günlerce aynı yerde bekleyen o sessiz can? Onların suçu ne? Konuşamıyor olmaları mı? Dertlerini anlatamıyor olmaları mı? Yoksa biz onların sessizliğini, acısızlık mı sanıyoruz? İşte insanlığımızı tam da burada sorgulamamız gerekiyor. Çünkü merhamet, yalnızca konuşabilene uzatılan bir el değildir. Merhamet; sesi çıkmayanın sesini duyabilmektir. Bir canlının gözlerine baktığınızda bazen kelimelerden daha ağır bir cümle görürsünüz: “Beni de gör.” Peki biz gerçekten görüyor muyuz? Sokakta açlıktan, susuzluktan ve korkudan yaşam mücadelesi veren canları görüyor muyuz? Yaralı bir hayvanın yanından geçerken başımızı çeviriyorsak, görmemeyi mi tercih ediyoruz? Bir kap su koymak bu kadar mı zor? Bir parça yiyecek vermek bu kadar mı ağır? Yaralı bir can için yardım istemek neden bu kadar güç? Bizi yaratan Allah, o küçücük bedeniyle hayata tutunmaya çalışan canlıyı da yarattı. O da can. O da acıyı hissediyor. O da korkuyor. O da seviyor. O da güvenmek istiyor. Sadece bizim gibi konuşamıyor. Belki de insanlığın en büyük sınavlarından biri tam burada başlıyor: Kendini savunamayan bir canlının karşısında nasıl bir insan oluyorsun? Çünkü güçlü olana iyi davranmak kolaydır. Asıl mesele, senden hiçbir şey isteyemeyen bir canlıya karşı vicdanını kaybetmemektir. Bir hayvanı tekmeleyen, taşlayan, eziyet eden bir insanın karşısında yalnızca bir hayvanın canı yanmaz. İnsanlığın kendisi yara alır. Çünkü şiddetin hedefi değişebilir; fakat şiddeti normalleştiren vicdansızlık değişmez. Bugün bir hayvana yapılan zulüm karşısında sessiz kalırsak, yarın başka bir canlıya yapılan zulme de sessiz kalmayı öğrenebiliriz. Bir canlının dili yok diye hayatının değeri azalmaz. Ağlayamadığı için acısı yok değildir. Konuşamadığı için hakkı yok değildir. Sahipsiz olduğu için korunmayı daha az hak etmez. Tam tersine… Kendini savunamayanın yanında durmak, insan olmanın en temel sınavlarından biridir. Belki de artık çocuklarımıza yalnızca, “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sormamalıyız. Onlara bir gün şu soruyu da sormalıyız: “Güçsüz bir canlının karşısında nasıl bir insan olacaksın?” Çünkü insan olmak yalnızca konuşmak, çalışmak, kazanmak ve yaşamak değildir. İnsan olmak; acıyanı fark etmektir. Susuz olana su vermektir. Aç olana yiyecek uzatmaktır. Korkana güven vermektir. Yaralı bir canın yardımına koşmaktır. Ve bütün bunları yaparken karşılığında hiçbir şey beklememektir. Çünkü gerçek merhamet, karşılık beklemez. Gerçek vicdan, alkış istemez. Gerçek iyilik, kameraya ihtiyaç duymaz. Bir canın hayatına dokunmak için bazen yalnızca eğilip bakmak yeterlidir. Ben bu yazıyı yalnızca hayvanlar için yazmıyorum. Vicdanımız için yazıyorum. Çocuklarımızın nasıl bir dünyada büyüyeceği için yazıyorum. Sokaklarda sessizce yaşam mücadelesi veren o canların gözleri için yazıyorum. Ve belki de en çok, insanlığımızı kaybetmememiz için yazıyorum. Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu para, binalar ve makamlarla ölçülmez. Bir toplumun gerçek zenginliği, güçsüz olana nasıl davrandığında ortaya çıkar. Bugün bir hayvanın önüne bir kap su koyabilirsiniz. Bir parça yemek verebilirsiniz. Yaralıysa yardım çağırabilirsiniz. Üşüyorsa ona bir yuva bulabilirsiniz. Bazen sadece başını okşayabilirsiniz. Siz belki o anda yalnızca bir hayvana yardım ettiğinizi düşüneceksiniz. Oysa bıraktığınız iz çok daha büyük olabilir. Bir çocuğa merhameti öğretebilirsiniz. Bir insana vicdanı hatırlatabilirsiniz. Bir topluma umut olabilirsiniz. Çünkü merhamet bulaşıcıdır. Bir insanın yaptığı iyilik, başka bir insanın kalbine dokunabilir. Ve belki de değişim, sandığımız kadar büyük adımlarla başlamaz. Bazen bir kap suyla başlar. Bazen bir parça ekmekle… Bazen yaralı bir canın başında “Ben buradayım” diyebilmekle… Şimdi kendimize bir kez daha soralım: Sokaklarda sessizce bize bakan o gözlerin çığlığını duyuyor muyuz? Yoksa yalnızca sesini çıkarabilenin mi acısını duyuyoruz? Unutmayalım… Merhamet, sahibine bakmadan gösterildiğinde gerçektir. Ve bazı canlıların bize ihtiyacı olduğu için değil… Bizim hâlâ insan kalmaya ihtiyacımız olduğu için onlara merhamet etmeliyiz. Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras yalnızca malımız, mülkümüz ya da paramız olmayacak. Onlara bırakacağımız en büyük miras: İyi bir insan olmanın ne demek olduğunu gösterebilmiş olmamızdır. Ve belki de bugün, sessiz bir canın gözlerine bakıp onun çığlığını duyabilirsek… İnsanlığımız adına hâlâ umut var demektir. 20 Eylül 2026 Gazeteci Ayten Yılmaz
Ekleme Tarihi: 21 Eylül 2026 -Pazartesi
Ayten Yılmaz

SESSİZ CANLARIN ÇIĞLIĞINI DUYUYOR MUSUNUZ?

 

Bir insanın gerçek yüzü, kendini savunamayana nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Bir gazeteci olarak uzun zamandır zihnimi kurcalayan bir soru var:

Biz ne zaman merhametimizi sadece insana göstermeye başladık?

Bir sokak köşesinde elini açmış bir insan gördüğümüzde cebimizdeki son parayı paylaşabiliyoruz.

Ağlayan bir çocuğun gözyaşı yüreğimizi sızlatıyor.

Aç bir insan gördüğümüzde soframızdan bir tabak eksiltmeyi vicdan borcu sayıyoruz.

Peki ya sokağın köşesinde titreyen o köpek?

Çöplerin arasında yiyecek arayan o kedi?

Bir duvar dibine terk edilmiş, günlerce aynı yerde bekleyen o sessiz can?

Onların suçu ne?

Konuşamıyor olmaları mı?

Dertlerini anlatamıyor olmaları mı?

Yoksa biz onların sessizliğini, acısızlık mı sanıyoruz?

İşte insanlığımızı tam da burada sorgulamamız gerekiyor.

Çünkü merhamet, yalnızca konuşabilene uzatılan bir el değildir.

Merhamet; sesi çıkmayanın sesini duyabilmektir.

Bir canlının gözlerine baktığınızda bazen kelimelerden daha ağır bir cümle görürsünüz:

“Beni de gör.”

Peki biz gerçekten görüyor muyuz?

Sokakta açlıktan, susuzluktan ve korkudan yaşam mücadelesi veren canları görüyor muyuz?

Yaralı bir hayvanın yanından geçerken başımızı çeviriyorsak, görmemeyi mi tercih ediyoruz?

Bir kap su koymak bu kadar mı zor?

Bir parça yiyecek vermek bu kadar mı ağır?

Yaralı bir can için yardım istemek neden bu kadar güç?

Bizi yaratan Allah, o küçücük bedeniyle hayata tutunmaya çalışan canlıyı da yarattı.

O da can.

O da acıyı hissediyor.

O da korkuyor.

O da seviyor.

O da güvenmek istiyor.

Sadece bizim gibi konuşamıyor.

Belki de insanlığın en büyük sınavlarından biri tam burada başlıyor:

Kendini savunamayan bir canlının karşısında nasıl bir insan oluyorsun?

Çünkü güçlü olana iyi davranmak kolaydır.

Asıl mesele, senden hiçbir şey isteyemeyen bir canlıya karşı vicdanını kaybetmemektir.

Bir hayvanı tekmeleyen, taşlayan, eziyet eden bir insanın karşısında yalnızca bir hayvanın canı yanmaz.

İnsanlığın kendisi yara alır.

Çünkü şiddetin hedefi değişebilir; fakat şiddeti normalleştiren vicdansızlık değişmez.

Bugün bir hayvana yapılan zulüm karşısında sessiz kalırsak, yarın başka bir canlıya yapılan zulme de sessiz kalmayı öğrenebiliriz.

Bir canlının dili yok diye hayatının değeri azalmaz.

Ağlayamadığı için acısı yok değildir.

Konuşamadığı için hakkı yok değildir.

Sahipsiz olduğu için korunmayı daha az hak etmez.

Tam tersine…

Kendini savunamayanın yanında durmak, insan olmanın en temel sınavlarından biridir.

Belki de artık çocuklarımıza yalnızca,

“Büyüyünce ne olacaksın?”

diye sormamalıyız.

Onlara bir gün şu soruyu da sormalıyız:

“Güçsüz bir canlının karşısında nasıl bir insan olacaksın?”

Çünkü insan olmak yalnızca konuşmak, çalışmak, kazanmak ve yaşamak değildir.

İnsan olmak;

acıyanı fark etmektir.

Susuz olana su vermektir.

Aç olana yiyecek uzatmaktır.

Korkana güven vermektir.

Yaralı bir canın yardımına koşmaktır.

Ve bütün bunları yaparken karşılığında hiçbir şey beklememektir.

Çünkü gerçek merhamet, karşılık beklemez.

Gerçek vicdan, alkış istemez.

Gerçek iyilik, kameraya ihtiyaç duymaz.

Bir canın hayatına dokunmak için bazen yalnızca eğilip bakmak yeterlidir.

Ben bu yazıyı yalnızca hayvanlar için yazmıyorum.

Vicdanımız için yazıyorum.

Çocuklarımızın nasıl bir dünyada büyüyeceği için yazıyorum.

Sokaklarda sessizce yaşam mücadelesi veren o canların gözleri için yazıyorum.

Ve belki de en çok, insanlığımızı kaybetmememiz için yazıyorum.

Çünkü bir toplumun gerçek zenginliği yalnızca sahip olduğu para, binalar ve makamlarla ölçülmez.

Bir toplumun gerçek zenginliği, güçsüz olana nasıl davrandığında ortaya çıkar.

Bugün bir hayvanın önüne bir kap su koyabilirsiniz.

Bir parça yemek verebilirsiniz.

Yaralıysa yardım çağırabilirsiniz.

Üşüyorsa ona bir yuva bulabilirsiniz.

Bazen sadece başını okşayabilirsiniz.

Siz belki o anda yalnızca bir hayvana yardım ettiğinizi düşüneceksiniz.

Oysa bıraktığınız iz çok daha büyük olabilir.

Bir çocuğa merhameti öğretebilirsiniz.

Bir insana vicdanı hatırlatabilirsiniz.

Bir topluma umut olabilirsiniz.

Çünkü merhamet bulaşıcıdır.

Bir insanın yaptığı iyilik, başka bir insanın kalbine dokunabilir.

Ve belki de değişim, sandığımız kadar büyük adımlarla başlamaz.

Bazen bir kap suyla başlar.

Bazen bir parça ekmekle…

Bazen yaralı bir canın başında “Ben buradayım” diyebilmekle…

Şimdi kendimize bir kez daha soralım:

Sokaklarda sessizce bize bakan o gözlerin çığlığını duyuyor muyuz?

Yoksa yalnızca sesini çıkarabilenin mi acısını duyuyoruz?

Unutmayalım…

Merhamet, sahibine bakmadan gösterildiğinde gerçektir.

Ve bazı canlıların bize ihtiyacı olduğu için değil…

Bizim hâlâ insan kalmaya ihtiyacımız olduğu için onlara merhamet etmeliyiz.

Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli miras yalnızca malımız, mülkümüz ya da paramız olmayacak.

Onlara bırakacağımız en büyük miras:

İyi bir insan olmanın ne demek olduğunu gösterebilmiş olmamızdır.

Ve belki de bugün, sessiz bir canın gözlerine bakıp onun çığlığını duyabilirsek…

İnsanlığımız adına hâlâ umut var demektir.

20 Eylül 2026

Gazeteci Ayten Yılmaz

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve havadisal.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.